Yeni mülteci antlaşmasına doğru…

Yeni mülteci antlaşmasına doğru…

8 Mart 2020

Sınır sosyolojisi ve antropolojisi çalışmalarıyla tanıdığımız Neşe Özgen hocamıza, haddimizi aşarak ufak bir itirazda bulunacağız. Neşe hoca Türkiye yönetiminin mülteci politikasındaki son adımlarına atıfla, »AKP mülteci kanı üzerinden bir atımlık barutunu da harcadı« tespitini yapmış. Mültecilerin AB sınırına yığdırılmalarına Brüksel ve Berlin’den verilen tepkiye bakarak, »bir atımlık barut« tespitine katılmadığımızı, aksine Türk hükümetinin mülteci kartıyla kendi açısından başarılı bir hamle yaptığını düşündüğümüzü belirtmeliyiz.

„Yeni mülteci antlaşmasına doğru…“ weiterlesen

İktidar oyunları ve ırkçılık

İktidar oyunları ve ırkçılık

1 Mart 2020

Geçen haftaki yazımızda Almanya’da gerçekleşen faşist katliama değinmiş, ırkçılık ve milliyetçiliğin egemen iktidar ve mülkiyet ilişkileri üzerine kurulu egemenlik araçları olduklarını belirmiştik. Ki bu tespit, istisnasız tüm kapitalist ülkeler için geçerlidir. Bu yazımızda ise, Hamburg Seçimleri sonrasında ivme kazanan iktidar oyunları ve bu bağlamda ırkçılığın körüklenmesinin arka planını açmaya çalışacağız.

„İktidar oyunları ve ırkçılık“ weiterlesen

Sağlıklı toplum ve »genetik faşizm«?

Sağlıklı toplum ve »genetik faşizm«?

23 Şubat 2020

Rosa Luxemburg bir makalesinde »bazı cesetler trombonlardan daha sesli çığlık atarlar« mealinde bir metafor kullanmıştı. Bunca yıl sonra Rosa’ya hak vermemek elden değil. Çünkü Almanya’nın Hanau kentindeki faşist katliamın kurbanlarının cesetleri yüksek desibelde çığlık atmaya devam ediyorlar hâlâ. Çığlıklarıyla da günümüzün çürümüş gerçeklerine işaret edip, bizlere sesleniyorlar. Görmek, duymak isteyenlere tabii…

„Sağlıklı toplum ve »genetik faşizm«?“ weiterlesen

Faşist hizmetkârlar yeniden işbaşında!

Faşist hizmetkârlar yeniden işbaşında!

9 Şubat 2020

Alman burjuvazisi hep tutarlı olmuş, gerici çizgisinden hiç taviz vermemiştir: 1848/49’da demokratik devrimi savunmak yerine önce Bismarck’ın ve sonra 1871’de I. Wilhelm’in önünde dize geldiğinde; 20. Yüzyıl’ın başlarında gerek sömürge bölgelerinde, gerek 1914’de, gerekse de 1933 ve devamında her türlü burjuva medeni değerlerini ayaklar altına aldığında; 1945 sonrası NSDAP faşistlerini devlet aygıtına entegre ettiğinde ve son 40 yılda milliyetçiliği, ırkçılığı ve şoven demagojileri körüklediğinde!

„Faşist hizmetkârlar yeniden işbaşında!“ weiterlesen

Hipersonik tehditler?

Hipersonik tehditler?

16 Şubat 2020

Geride bıraktığımız hafta, silah tekellerinin ağızlarının suyunu akıtacak derecedeydi desek, yanlış olmaz. Geçen Çarşamba günü Brüksel’de yapılan NATO Savunma Bakanları toplantısının ardından, bugün sona erecek olan »Münih Güvenlik Konferansı«nda gündeme getirilen konular, hiç şüphesiz İlân Edilmemiş Üçüncü Dünya Paylaşım Savaşının ciddî stratejik sorunlarına değiniyorlar. Toplantı ve Konferans gündemlerinin Batı kamuoyuna yansıtılma biçimleriyle de aynı zamanda yeni toplumsal rıza üretme mekanizmaları yaratılıyor.

„Hipersonik tehditler?“ weiterlesen

Asıl korkulması gereken Korona virüsü değil

Asıl korkulması gereken Korona virüsü değil

2 Şubat 2020

Almanya burjuva basını Korona virüsü bağlamında öylesine bir hezeyana kapıldı ki, sormayın gitsin. »Yüzlerce ölü, binlerce hasta! Çinlilere güvenebilir miyiz?« gibi büyük puntolarla yeni virüs salgını dramatize ve skandalize ediliyor. Dahası, »dünya nüfusunun beşte birini oluşturan 1,4 milyar Çinli potansiyel bulaştırıcı olabilir mi?« ve tabii ki »Çin yönetimi gerçek sayıları saklıyor« benzeri soru ve tespitlerle kamuoyunda korku yaygınlaştırılıyor. Utanmasalar »virüslü sarı tehlike« başlığını atacaklar.

„Asıl korkulması gereken Korona virüsü değil“ weiterlesen

Sırçalı saray aynasından görünenler…

Sırçalı saray aynasından görünenler…

Bu köşe yazısı 26 Ocak 2020 tarihli Yeni Yaşam Gazetesinde yayımlanmıştır

Günün birinde Almanya Şansölyesi Merkel’in uzun görev süresinde hangi sabit değerler vardı sorusu sorulursa, verilecek yanıt hiç kuşkusuz Rusya Başkanı Putin ve Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan olacaktır. Merkel, Putin ve Erdoğan yönetimleri arasındaki bugüne kadarki işbirliği klasik anlamda stratejik partnerlik olarak nitelendirilebilir. Elbette bu gerçek Merkel’in şahsi iradesine bağlı bir mesele değil. Aksine, bu olgu farklı sermaye fraksiyonları ve emperyalist cephe içindeki ve de bunların Rusya ve Türkiye ile olan tüm çelişkilerine rağmen, Alman emperyalizminin Rusya ve Türkiye’ye atfettiği özel tarihsel önemin bir göstergesidir. Nitekim Merkel’in Cuma günü gerçekleştirdiği onuncu Türkiye ziyaretinin sonuçları da bu tespitimizi teyit etmektedir.

„Sırçalı saray aynasından görünenler…“ weiterlesen

İki, üç, daha fazla Libya?

İki, üç, daha fazla Libya?

Bu köşe yazısı 19 Ocak 2020 tarihli Yeni Yaşam Gazetesinde yayımlanmıştır

Bugün Berlin’de, Bismarck’ın 1885’de Afrika’nın emperyalist güçler arasındaki paylaşımını tartışmak üzere topladığı »Berlin Kongo Konferansından« tam 135 yıl sonra, gene benzer bir zirve başlıyor. Merkel hükümetinin düzenlediği »Berlin Libya Konferansına« ABD, Rusya, Britanya, Fransa, Çin, BAE, Türkiye, Kongo, İtalya, Mısır, Cezayir, BM, AB, Afrika Birliği ve Arap Ligi üst düzey temsilcileri ile davet edildiler. Okuduğunuz bu yazı kaleme alınırken haberlerde savaşan tarafların da zirveye katılabileceği belirtiliyordu. Böylelikle Libya iç savaşına doğrudan veya dolaylı olarak etkide bulunan bütün güçler bir araya gelmiş olacaklar.

„İki, üç, daha fazla Libya?“ weiterlesen

Tutarlı »Yeşil Kapitalizm«…

Tutarlı »Yeşil Kapitalizm«…

Bu köşe yazısı 12 Ocak 2020 tarihli Yeni Yaşam Gazetesinde yayımlanmıştır

Yeni AB Komisyon Başkanı Ursula von der Leyen’i yakından tanıyanlar, onu »tutarlı siyasetçi« olarak nitelendirmekten geri kalmıyorlar. Sahiden de Von der Leyen siyasete girdiği ilk günden bugüne siyasi çizgisinden, yani farklı sermaye fraksiyonlarının sözcülüğünü yapma ve çıkarlarını savunma çizgisinden taviz vermedi. Bunu yaparken de rafine burjuva demagojisini kullanmaktaki becerilerini geliştirdi. İşbaşına getirildiği yeni görevinde ise bu konuda ne denli ustalaştığını kanıtlayacak gibi görünüyor.

„Tutarlı »Yeşil Kapitalizm«…“ weiterlesen

Savaşın Ortadoğu cephesi kızışıyor…

Savaşın Ortadoğu cephesi kızışıyor…

Bu köşe yazısı 5 Ocak 2020 tarihli Yeni Yaşam gazetesinde yayımlanmıştır.

2019’un son günleri, 2020’nin ilk günlerinde neler olabileceğine işaret ediyordu. 27 Aralık’ta Kerkük’te tırmanmaya başlayan gerginlik 29 Aralık ABD hava saldırısı ve ardından Bağdat’taki ABD Büyükelçiliği önündeki protestolarla had safhaya gelmiş, Başkan Trump’un misilleme tehdidini savurması ve ABD Savunma Bakanı Mark Esper’in »önleyici vuruş hazırlığındayız« açıklamasıyla da suların kaynamaya başladığı görülür olmuştu. Nitekim Cuma sabahı Kasım Süleymani’nin öldürülmesiyle süreç yeni bir ivme kazandı.

„Savaşın Ortadoğu cephesi kızışıyor…“ weiterlesen

Çoklu kriz girdabında 2019’dan 2020’ye…

Çoklu kriz girdabında 2019’dan 2020’ye…

Latin Amerika’dan Ortadoğu’ya, merkez Avrupa’dan Uzakdoğu’ya kadar dünyanın muhtelif coğrafyalarında yükselen toplumsal mücadeleler ve farklı ülkelerdeki egemen sınıflar arasındaki çelişkilerin derinleşmesi, Fransa Başkanı Macron gibi siyasetçilerin »NATO’nun beyin ölümü« benzeri söylemleriyle birleşince, kimi çevreler »eski düzenin sonu geliyor« hissiyatına kapılabiliyorlar. Yüzeysel bakıldığında böylesi bir hissiyata kapılanlara hak vermek gerekiyor.

„Çoklu kriz girdabında 2019’dan 2020’ye…“ weiterlesen

Yeni bir nükleer çağ mı başlıyor?

Yeni bir nükleer çağ mı başlıyor?

INF-Sözleşmesinin ABD emperyalizmi tarafından feshi ve olası sonuçları

NATO’nun 1979’da Pershing II ve Tomahawk orta menzilli ve nükleer başlıklı roketleri Batı Avrupa’ya konuşlandırma kararını alması, Batı Avrupa kamuoyunda büyük tepkilere yol açmıştı. NATO’nun »İkili Kararı« savaş sonrası Avrupa’sının en kitlesel protestolarına neden olmuş, neredeyse tüm Batı Avrupa ülkelerinde milyonlarca insanın sokakları doldurmaya itmişti. Avrupa Barış hareketi 1980’li yıllarda burjuva hükümetleri üzerinde o döneme dek hiç elde edemediği – ve bugün dahi ulaşamadığı – bir etki gücüne sahip olmuş, farklı sınıf ve katmanlardan, kiliselerden sendikalara, partilerden yurttaş girişimlerine dek, geniş kesimleri harekete geçirebilmişti, ki bunda dönemin Komünist Partilerinin rolü hiç de küçük değildi. Sadece Batı Avrupa’da değil, ABD’nde de! Örneğin ABD Barış Hareketi 1982 Haziran’ında New York’ta yaklaşık bir milyon insan ile ABD tarihinin en kitlesel barış mitingini gerçekleştirmişti.

„Yeni bir nükleer çağ mı başlıyor?“ weiterlesen

Alman emperyalizminin gönüllü tayfası: Yeşiller

Alman emperyalizminin gönüllü tayfası: Yeşiller

Mayıs ayında yapılan Avrupa Parlamentosu Seçimlerinde yüzde 20,5 ile beş yıl öncesine nazaran oylarını ikiye katlayan Alman »Birlik 90/Yeşiller Partisi« (Yeşiller) SPD’yi geride bırakıp, Almanya’nın ikinci büyük partisi hâline gelerek burjuva medyasının »sevgilisi« oldu. Sermaye temsilcileri dahi basına verdikleri demeçlerde, »diğer partiler de Yeşiller gibi iklim konusuna ağırlık vermelidirler« diyerek, Yeşillere gülücükler dağıtıyorlardı. Ne de olsa salt CDU ve CSU seçmenlerinden 1,2 milyon oyun Yeşillere kayması, bu partinin Almanya’nın geleceğinde yeni bir rol oynayacağına işaret ediyordu. Hatta sadece sol-liberal burjuva kalemler değil, muhafazakâr Welt gazetesi bile, Yeşillerin eş başkanları Annalena Baerbock veya Robert Habeck’in gelecek Şansölye olabileceğini yazıyorlardı.

„Alman emperyalizminin gönüllü tayfası: Yeşiller“ weiterlesen

Siyasî acemilik…

Siyasî acemilik…

Bu köşe yazısı 2 Şubat 2019 tarihli Yeni Özgür Politika gazetesinde yayımlanmıştır.

İki hafta önce Köln’de Kürt akademisyenlerin derneği olan KURD-AKAD bir toplantı gerçekleştirdi. Dernek »›Yeni‹ Türkiye ve meydan okuyanları« başlıklı toplantıyla »ulus devlete, milliyetçiliğe, Erdoğan altında rejim değişikliğine, muhalif güçlere ve tabandan demokrasi alternatiflerine derin bir bakış temelinde siyasî süreklilikleri, değişimleri ve meydan okumaları ortaya çıkartmayı hedeflediklerini« belirtiyordu. Katılmak istediğimiz, ama zaman darlığı ve meslekî zorunluluklar nedeniyle katılamadığımız bu toplantıyı esasa yönelik bir eleştiri kapsamında ele almak istiyoruz.

„Siyasî acemilik…“ weiterlesen

Auschwitz ve tersinden Antisemitizm

Auschwitz ve tersinden Antisemitizm

Bu köşe yazısı 30 Ocak 2019 tarihli Yeni Yaşam gazetesinde yayımlanmıştır.

Alman faşizminin sistematik bir biçimde katlettiği altı milyon Avrupalı Yahudi ile faşizmin diğer kurbanlarının anısı, Kızıl Ordu’nun Auschwitz Toplam Kampındaki tutsakları kurtardığı 27 Ocak 1945’in her yıldönümünde burjuva politikacılarının bol hümanizm soslu, güya ırkçılık ve Antisemitizm karşıtı söylemleriyle »yaşatılır« oldu. Faşist Alman ordusunun Sovyetler Birliği’ni yok etmek için yürüttüğü saldırı savaşında 20 milyon Sovyet vatandaşının yaşamını yitirmesine, toplama kamplarında katledilen komünistlere, sosyalistlere, Sinti ve Roma halkına, eşcinsellere, engellilere pek değinilmez. Hele Holokostu, faşizmi ve savaşları doğuran asıl nedene ise hiç dokunulmaz.

„Auschwitz ve tersinden Antisemitizm“ weiterlesen

Kokuşma!

Kokuşma!

Bu köşe yazısı 26 Ocak 2019 tarihli Yeni Özgür Politika gazetesinde yayımlanmıştır.

Bedenini ölüme yatırmış bir siyasetçi, ona katılan onlarca tutsak… Basit, hukukî, ama ülkenin geleceğini ilgilendiren haklı bir talep için yayılan açlık grevleri… Ne istiyorlar? Abdullah Öcalan üzerindeki tecrit kaldırılsın, Öcalan ailesi ve avukatlarıyla görüşebilsin! Böylesine basit, hukukun işlediği yerlerde üzerinde tartışma dahi olmayacak sıradan bir talep, yozlaşmış iktidarını sürdürmek için kendi anayasasını bile çiğneyen, hak-hukuk tanımayan Saray Rejiminin gerçek yüzünü göstermeye yetiyor… Leyla Güven görüşe çıkamayacak kadar zayıflamış olsa da, direnişine devam ediyor…

„Kokuşma!“ weiterlesen

»Sarı yeleklilerin« Almancası olur mu?

»Sarı yeleklilerin« Almancası olur mu?

Bu köşe yazısı 23 Ocak 2019 tarihli Yeni Yaşam Gazetesinde yayımlanmıştır.

Baştan söyleyelim: olmaz! Geçen gün Hıristiyan Demokratik Birlik Partisi CDU’nun başkanı ve geleceğin muhtemel Şansölyesi Annegret Kramp-Karrenbauer’in yaptığı »Almanya’daki ekonomik durumun iyi olması ve Fransa ile farklı siyasî geleneklerimiz nedeniyle Almanya’da Sarı Yelekliler benzeri bir protesto hareketi olanaksızdır« açıklamasını doğrulamak için böyle yazmıyoruz. Kramp-Karrenbauer kendince haklı ve yaptığı açıklamayı hem tekelci burjuvazi hem de çalışan sınıflar açısından okumak gerekiyor.

„»Sarı yeleklilerin« Almancası olur mu?“ weiterlesen

»Beyaz İşkence«

»Beyaz İşkence«

Bu köşe yazısı 16 Ocak 2019 tarihli Yeni Yaşam gazetesinde yayımlanmıştır.

Kapsamlı bilimsel araştırmaların konusu olan tecrit ya da izolasyon hapsi, ki literatürde »Beyaz İşkence biçimi« olarak da yer alıyor, sadece bir cezalandırma biçimi değildir. Tecrit, kamuoyunda ele alınış şekli ve gösterilen tepki biçimleriyle de, söz konusu olan ülkedeki toplumsal yozlaşmanın ve entelektüel sefaletin derecesi hakkında da bilgi vermektedir. Varlığı aynı zamanda »demokratik hukuk devleti« tanımının içi boş bir safsata olduğunu kanıtlayan tecrit, tecrit uygulanan kişinin »suçundan« bağımsız herkesi ilgilendirmektedir.

„»Beyaz İşkence«“ weiterlesen

Zombileşen Sosyal Demokrasi

Zombileşen Sosyal Demokrasi

Bu köşe yazısı 9 Ocak 2019 tarihli Yeni Yaşam gazetesinde yayımlanmıştır.

Kimi dini efsanelerde kafası kesilen, ama bunun farkında olmadığından kılıç sallamaya devam eden kahramanlardan bahsedilir. Kahramanımızın »kelle koltukta« haklı davası için savaşmaya devam ettiği anlatılır hep. Popüler kültürde, ki bolca sinema filmi ve televizyon dizisinde gördüğümüz gibi, böylesi efsanevî kahramanların yerini »yaşayan ölüler« veya daha yaygın tanımıyla »Zombiler« almıştır. Zombiler efsanevî kahramanların aksine yaşayan her şeye düşmandırlar, dahası ısırdıkları her canlıyı zombileştirirler. Filmlerdeki yalın kurgu bundan ibarettir. „Zombileşen Sosyal Demokrasi“ weiterlesen

»Kodumu oturtan akıllı deliler…«

»Kodumu oturtan akıllı deliler…«

Bu köşe yazısı 12 Ocak 2019 Yeni Özgür Politika gazetesinde yayımlanmıştır.

Sabahın beş buçuğunda telefon çaldığında, arayanın Willy hoca olduğunu tahmin etmiştim. Yanılmamıştım, hocaydı ve höpürdeterek kahvesini yudumluyordu. Huysuz ihtiyar yarım yamalak »Günaydın delikanlı« dedikten sonra, keyifli bir alaycılıkla, »nasıl, gördün mü, boksör dediğin böyle olmalı işte«. »Ne boksörü hocam?« dedim. »Görmedin mi« dedi, »Fransız Frukosunu yumruklayanı?« „»Kodumu oturtan akıllı deliler…«“ weiterlesen